Gelecek Yıllarda 2100 Enerji Senaryoları Enerji Tükeniyor mu

Dünyada -özellikle dünya nüfusunun yüzde 80’ini oluşturan OECD dışı ülkelerde- enerji tüketimindeki büyüme, çok yönlü araştırmaları çabalarını gerektiren pek çok soruyu gündeme getirmektedir. Yapılan değerlendirmeler üç büyük endişeyi işaret etmektedir.

1) Birkaç on yıl içinde dünya ölçeğindeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının tükenme sürecine girmesi:

Bu sürecin ne zaman başlayacağı net olarak belli değildir. Ancak halen emre amade petrol rezervleri mevcut tüketim düzeyini 40 yıl daha koruyacak gibi görünmektedir. Aynı durum gaz için de geçerlidir.

2) İklimsel geleceğimiz üzerinde sera etkili gazların etkisi:

Mekanizma gayet iyi bilinmesine rağmen başlangıç zamanı, yapı ve sonuçlarının ağırlığı konularında belirsizlikler mevcuttur. Bu sonuçlar felaket, hatta belki de kıyamet olarak gösterilmektedir.

3) Dünya toplumlarının davranış değişiklikleri ve tutumlarının enerjinin geleceğindeki rolü:

Toplumların karbon içeriği sınırlı bir ekonomiye doğru yönelmesi teknik açıdan olanaklıdır, fakat bu yaşam tarzımızda ve davranış kalıplarımızda derin bir dönüşümü gerektirmektedir.

Nükleer enerji karşısındaki suskunluk, yöneticilerdeki cesaret eksikliği sonucu devam etmektedir.

21. yüzyılın yarısından 22. yüzyılın bitimine kadarki uzak geleceğin enerji panoraması OECD ülkelerinin birçoğunda, özellikle de ABD’de Japonya’da, Fransa’da ve İngiltere’de firma ve kuruluşların araştırmalarının sonuçlarına bağlı olacaktır. Bu çalışmalar hangi ekonomik ve teknik sonuçları ortaya koyacaktır, göreceğiz.

ENERJİ ALANINDAKİ AR-GE ÇALIŞMALARI

Uzak geleceğin enerji panoramasını Ar-Ge alanları belirleyecektir.

Kaynaklara ilişkin olarak off-shore ve klasik olmayan petrolün işlenmesi yoğunluk kazanacak, teknik gelişme sayesinde yeni kaynaklar bulunacaktır. Önemli olan bunları işlemenin, yeni rezervlere dönüştürmenin bedelinin ne olacağıdır. Bol miktarda bulunan ve coğrafi açıdan iyi dağılmış kömür için bu soru sorulmamaktadır.

Geleceğin nükleer reaktörünün (4. kuşak: GIV) halihazırdaki reaktörlere (GIII) nazaran daha temiz ve daha güvenilir araçların oluşturulması hedefine ne zaman ve ne kadar bedelle ulaşılacaktır? 21. yüzyılın büyük tutkusu olan füzyon, ne zaman sonuçlanacaktır? Bu olay, belki de 22. yüzyılın senaryoları içinde yer alacaktır.

İklimsel gelecek, günden güne daha da netleşmekte ve dünya ölçeğinde kaygılar artmaktadır. Çevre için karbonun yakalanması ve hapsedilmesi, sera etkisinin artışı probleminin çözümüne katkı sunulacak şekilde evrensel ve yeterli bir biçimde başarılacağı ümit edilmektedir.

Çok yer tutan ve pahalı enerjilere özgü güçlükleri olan rüzgar ve güneş enerjilerinin rastlantısal ve kesikli karakterlerini aşmak nasıl mümkün olacaktır? Burada elektriğin depolanabilme problemiyle karşı karşıya gelinmektedir.

Hidrojen enerjisini üretme bilgisine sahibiz. İleride daha iyi bir şekilde üretilmesi, yani bugüne nazaran daha temiz ve daha az masraflı üretilmesi başarılacaktır. Bu hiç şüphe yok ki biyomas, nükleer ve diğer yenilenebilir enerjiler yoluyla sağlanacaktır.

Yakıt pilleri büyük otomobil hedefiyle birlikte Amerikan, "hidrojen planı"nın bir parçasını oluşturuyor.

ENERJİ SENARYOLARI

Orta ve uzun vadeye dönük nice öngörü ve tahmin çalışmaları uluslararası enerji sahnesinin birkaç büyük aktörü tarafından gerçekleştirilmektedir.

Ancak geçmişte yapılan bu çalışmalarda yanılma payının ne kadar yüksek olduğu ve açık bir öngörünün imkansız olduğu bugün ortaya çıkmaktadır.

Fiyatların seyri, kaynakların hacmi, beklenen talep düzeyi, değişik enerji türünün tahmini maliyetleri konusunda hep yanılgıya düşülmüştür. Böyle bir durumda, enerji sektörü bugün senaryo metotlarına ayrıcalık vermeye yönelmiştir.

Senaryo metodu, öngörülmemiş bir olgu olan 1973’teki birinci petrol krizinin akabinde Shell tarafından enerji alanına sokulmuştur. Senaryolar oluşturmak, bugün çok sayıda firma ve uluslararası şirket tarafından kullanılan bir yöntemdir. Uygulama, enerji açısından, on, yirmi, otuz, elli yıl sonrasına ait bir gelecekte gerçekleşmesi muhtemel farklı tablolar için kollektif bir yansıma oluşturur.

Büyük ihtimalle birbirine zıt, en fazl
a iki-üç olası farklı tabloyu öngörmek değil ama tasvir etmek sözkonusudur. Bunlardan biri, genelde geçmişin bir genelleştirmesidir (business as usual-aynı tas aynı hamam).

Diğer tablolar ise, olanak ya da kırılmaların (politik, sosyal, teknolojik) kopma olasılıklarının sistematik araştırmasını yansıtabilir. Bu tabloların her biri olanaklı bir durumu temsil eder.

Senaryo oluşturma pratiği zenginleştiricidir. Zira beklenen gelişmeler üzerine düşünmeye sevk eder. Geleceği aldatıcı kesinliklerle donatmak yerine, bir şirketin ya da bir ulusun maruz kalacağı belirsizlikleri, riskleri, ortaya çıkabilecek elverişlilikleri, geleceği şekillendirmek üzere biraraya gelen çeşitli yapılardaki farklı faktörleri ortaya koyar. Böylece çok sayıda örgüt, senaryolar inşa eder: Büyük şirketler, ama aynı zamanda Uluslararası Enerji Ajansı (AIE), Dünya Enerji Konseyi. En kötü senaryoların içerdiği olaylara hızlı tepki vermek ve de geleceğe dair farklı manzaraların sunduğu elverişsizlikleri yakalamak iyi olacaktır.

Enerji yazarlarından uluslararası üne sahip Jean-Marie Chevalier’nin "Büyük Enerji Savaşları" kitabından, senaryolar hakkındaki bir bölümü aynen alıyorum:

"Senaryo oluşturma metodu, gelişimi koşullayan farklı elemanlar bütününü tanımlamayı hedefleyen belirli bir metodolojik zincire dayanmaktadır: Önceden saptanmış unsurlar, motor güçler, belirsizlikler.

1) Önceden saptanmış unsurlar: Ekonomik ya da teknolojik unsurlarla sonradan değişebilse de, veri gibi kabul edilebilecek önceden saptanan unsurları tanımlayarak başlanabilir: Yerleşik sistemin yapısı ve devinimsizliği beklenen demografik büyüme, tanımlanan fosil kaynakların hacmi. Ekonomik büyüme perspektifleri gibi hipotez şeklinde gözönünde bulundurulması gereken dışsal değişkenleri bu kategoriye dahil ediyoruz.

2) Motor güçler: Hemen sonra "motor güçleri" ve "temel aktörleri" sorguluyoruz. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra yeni alanlar açıldı ve ekonominin küreselleşmesi çok daha fazla hızlandı. Ekonominin küreselleşmesi ve piyasaların serbestleşmesi, gelecek yıllarda, çok uluslu şirketlerin rolünün yanısıra, piyasa mekanizmalarının güçlendirilmesine yol açacak motor güçlerdir. Aynı zamanda, çevre problemlerinin bilince çıkarılması, sadece piyasalarca yönlendirilen bir gelişime kimi sınırlar ve baskılar getirebilecek bir diğer karşıt motor güçtür. Temel aktörler tanımlandığında benzer bir çelişkiyle karşılaşılır: Bir yanda, kar arayışı içinde olan özel şirketler, arz ve talepte artışı teşvik ederler; diğer yanda, farklı düzeylerdeki kamusal aktörler bu artışı örgütleyebilir ya da frenleyebilirler. Bu tutum alış, sürdürülebilir kalkınmaya ve az çok kanunlaşmış tedbir ilkesinin uygulanmasına ilişkin kaygılara bağlıdır.

3) Belirsizlikler: Nihayet, çizilmiş yollara ivme kazandırabilecek, onları frenleyebilecek, hatta kullanılmaz hale getirebilecek belirsizlikler bütünü, F. H. Knight’ın deyimiyle "geleceğin dinamik belirsizlikleri" açığa çıkarılmaya çalışılır. Birtakım güç ilişkileriyle ve belirsizliklerle nitelenen bir çevrede kimi zaman çelişkili hedeflere sahip aktörleri harekete geçirmekten ibaret olduğuna göre, senaryolar oluşturmak için izlenen yolun son derece diyalektik özellik taşıdığını belirtelim.

Böylece bu yıl bazılarıyla birbirleriyle son derece zıt gelişmeler ortaya koyan çok sayıda senaryo emrimize amade olmaktadır.

DÖRT SENARYO

Bu çalışma Club Mines-Environment’ın (Madenler-Çevre Kulübü) aktiviteleri kapsamında 1 Mart 2005 tarihinde verilen 2050 ve 2100 dolaylarında Dünya Enerji Senaryoları Konferansı’ndan alınmıştır. Konferans, Mobil’in eski müdürlerinden Jacques Frot’un başkanlığında bir öngörü grubu tarafından yürütülen bir çalışmanın ürünü olarak sunulmuştur.

***

Üzerinde çalışılan dört senaryonun ortak özelliği, dünya ölçeğindeki bir felaketi (yani bir dünya savaşını, bir salgını, ya da bir dev meteoru) gözardı etmesidir. Zira aksi durumda çalışmanın hiçbir anlamı kalmayacaktır. Diğer bir ortak özellik, buradaki hipoteze göre nükleer füzyon en iyi durumda 2100’den evvel bir enerji kaynağı haline gelmeyecektir.

Dünya nüfusunun dört senryoda da benzer bir seyir izleyeceği varsayılmıştır. 2001’de 6,1 milyar (1,1 OECD + 5,0 OECD dışı) olan dünya nüfusunun, 2050’de 9 milyar (1,1 OECD + 7,9 OECD dışı), 2100’de 10 milyar (1,1 OECD + 8,9 OECD dışı) olacağı öngörülmüştür.

Dört senaryoda da ortak olan ana parametre, insan davranışının daha az ya da çok erdemli niteliğidir.

İkinci parametre, bir senaryodan diğerine değişiklik gösteren "değerlerdir". Bu dört senaryoyu oluşturan değerler şöyle sıralanabilir:

– Enerji alanında dünya çapında bir yönetim:

Ne zamandan itibaren ve nasıl bir kesinlikle.

– Gelecek nesilleri gözönünde bulunduran bir
tutum alış:

Sorumluluk düzeyi nedir ve ne zamandan itibaren?

– Zengin ülkelerin kalkınmakta olan ülkelere yardımı:

Zengin ülkelerin aldığı tutum (verimlilik, eğitim çabaları).

– İklimsel riskin bilince çıkarılması:

Ne zamandan itibaren ve nasıl bir kesinlikle?

– Gazın ve petrolün tükenme risklerinin bilince çıkarılması:

Hemen ya da daha sonra ya da basit ve kesin bir gözardı ediş.

– Enerji etkinliği çabaları:

Hemen ya da daha sonra az ya da çok bir katılıkla.

– GSYİH yarışı:

OECD’de frenleme ya da süreklilik.

– Nükleerin kabulü:

Ne zaman ve evrensellik düzeyi ne?

– Karbondioksitin hapsedilmesi:

Yakında ya da daa sonra. Çok, az ya da hiç.

Şimdi vereceğimiz geleceğe ilişkin dört senaryodan uç olarak nitelendirilebilecek iki tanesi (SSS ve SVa) dünya enerji panoramasının tahmin edilebilir gelişimini içermektedir.

AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ BİR SENARYO (SSS)

(SSS: Fransızca, Scneraio Sans Souci)

Bu senaryonun röper (işaret) noktası: Aşırı muhafazakarlıktır. Şimdiki kuşaklar atalarından miras kalan problemleri üstlenmiş durumdalar. Bu SSS senaryosu gelecek nesillerin de kendilerine miras kalan problemleri üstleneceğini varsaymaktadırlar.

Burada iklimsel değişme, gaz ve petrol kaynaklarının tükenişi gözardı edilmiştir. Zengin ülkelerin tavır değiştirmeyeceği varsayılmıştır.

GSYİH ve tüketimdeki yarış sonsuza kadar sürecektir. OECD dışı ülkeler de bu yarışın içinde olacaktır. 100 yıl içinde dünya GSYİH’sı özellikle GSYİH’nın on katına yükseleceği OECD dışı ülkeler lehine hemen hemen beş katına çıkacaktır.OECD dışı ülkelerin zenginlerin dümen suyuna gireceği kabul edilmiştir.

2100’e dönük olarak SSS’ın rakamlarını özetleyelim:

– Dünya ölçeğinde birincil enerji tüketimi 2100’de 50 Gtep’e yakın, 2000’dekinin (10 Gtep) hemen hemen beş katı.

– OECD dışı ülkeler 2000’deki yüzde 45’e karşılık dünya toplamının yüzde 85’ini tüketecekler.

– Karbonlu fosil enerjiler 2001’de olduğu gibi dünya enerji bilançosunun yaklaşık yüzde 80’ini oluşturacaklar.

– Nükleer, 2001’de olduğu gibi dünya enerji bilançosunun yüzde 7’sini teşkil edecek.

– Yenilenebilir enerjiler hemen hemen kaybolacak (2001’de yüzde 0,5).

– Atmosferdeki karbondioksit içeriği 2100’de 2000’dekinin üç katı olacak.

AŞIRI ERDEMLİ VE ACİL BİR SENARYO: SVa

(Fr: Un Scénario Vertueux òi fèxtrême etimmediatoment)

Bu senaryo, ulaşılmaz röper (işaret) noktası, hayali tutumların bir diğer ucudur.

İnsanoğlu problemlerin farkındadır ve tehlikelerin eli kulağında gerçekleşeceğini düşünmektedir.

– Petrol ve doğalgazın gelecekteki (en iyi ihtimalle yüzyıl sonu) tükenişi.

– Farkında olunan ve dikkate alınan iklim riski.

– Bunlara dünya barışı için tehlikeli bir nitelik arzeden zenginliğin eşit bir şekilde dağılmayışının farkında olunuşunu da eklemelidir.

Bu senaryoda, problemlerin evrensel karakterinin zenginleri OECD dışı ülkelere enerji etkinliği, temiz enerji, ölçülü bir GSYİH &
ouml;rnekleri sunmaya yöneltmektedir.

Burada zenginler, yüksek bir enerji etkinliği, yani azalan bir enerji yoğunluğu bağlamında ilk amacı en yoksulların zenginleşmesine ivme kazandırmak olan bir dünya yönetimi örgütlemek için ivedi olarak bir araya gelmektedir. Bu yönetim OECD dışı ülkelerin gelişimini OECD ile benzer bir gerginlik yapısına yöneltmeyi hedeflemektedir.

Bu senaryoda (SVa) OECD ülkelerinin OECD dışı ülkelere eğitim ve teknoloji alanlarında yardımı, savoir faire (yapmayı bilmek) ve materiyal temin etmeye dönük bir çeşit evrensel Marshall Planı’dır. Yardımın temin eksenleri ENERJİ ETKİNLİĞİ ve GÜVENLİK KÜLTÜRÜ’dür.

Değişimin motor ögesi sürdürülebilir kalkınma kavramıdır: Burada öncelikle karbonlu fosil yakıtların yakalanması, temiz ve bol enerjilerin geliştirilmesi ve enerji savurganlığının önüne geçilmesi sözkonusudur.

OECD 2100’de kişi başına GSYİH 2001’e göre artmıyor ve hatta yüzyılın ikinci yarısında hafifçe azalıyor.

OECD dışı ülkelerin (Asya, eski SSCB, doğu/merkez Avrupa) kişi başına GSYİH’sı OECD’nin 2100’deki değerine ulaşırken, Latin Amerika biraz, Afrika ise epey geride kalmaktadır.

OECD ülkelerinde GSYİH artışının durması enerji tüketimlerinin ölçülü hale gelmesi karşısında OECD dışı ülkelerin, OECD ülkelerinin de yardım ve desteği ile materyal zenginliğine ulaştıktan sonra ancak 21. yüzyılın ikinci yarısında gerekli altyapıya kavuşarak kalkınma ve gelişme yolunda muntazam ilerleyecektir.

OECD enerji etkinliğinin 2100 dolayında 1990/2000’deki değerin yarısına ineceği tahmin edilmektedir. 1990 ile 2000 arasında enerji etkinliğini 1/2 oranında azaltan Çin’in gösterdiği çaba gözönüne alındığında, bu SVa senaryosunda OECD dışı ülkelerin, OECD’nin materyal ve eğitim yardımı sayesinde sağlayacağı iyi bir enerji etkinliği bağlamında kalkınmalarını sürdürecekleri sanılmaktadır.

Bu senaryoda nükleer enerjinin evrensel çapta kabul gördüğü ve yüzyılın ortasından itibaren sürdürülebilir olarak nitelendiği varsayılmıştır. Bu kabulü teşvik eden unsurlar şöyle sıralanabilir:

1) Asli güvenliğe sahip dördüncü nesil reaktörler.

2) Hızlı nötron reaktörler sayesinde fisil kaynakların (uranyum ve toryum) yüz katına çıkması.

3) İyi bir atık yönetiminin dünya ölçeğinde toplumsal kabulü.

4) OECD dışı ülkelerde iyi bir güvenlik kültürünün gelişmesi.

Geleceğin bu nükleer enerjisi, elektroliz ya da termokimyasal yöntemlerle hidrojen üretebilecektir. Üstelik suyu tuzdan arıtma ve ısı kojenerasyonu sağlayacak, dolayısıyla toplum enerji randımanı açıkça bugünkünün üzerinde olacaktır.

Karbondioksiti hapsetme teknikleri bilinmekte, toplumsal kabul görmekte ve uygulanmaktadır. Karbondioksitin ancak yüzde 30’unu hapsetmeye olanak verdiği varsayılmıştır.

SVa senaryosuna göre 2100’e dönük rakamları özetleyelim:

– Dünya birincil enerji tüketimi 2100’de 20 Gtep civrındadır. Bu değer 2000 yılının (10 Gtep) neredeyse iki katı.

– 2100’de OECD dışı ülkeler, 2000’deki yüzde 45’e karşılık dünya toplamının yaklaşık yüzde 75’ini tüketecektir.

– Karbonlu fosil enerjiler, dünya enerji bilançosunun yaklaşık dörtte birini oluşturacaktır (2000’de yüzde 80 civarındaydı).

– 2100’de nükleer enerji, dünya enerji bilançosunun yüzde 45’ini, yenilenebilir enerjiler (rüzgar, güneş, jeotermal) yüzde 15’ini oluşturacaktır.

– Atmosferin karbondioksit içeriği yüzyılın ikinci yarısında gerilemeye başlıyor fakat 2100’de hala 2000’deki düzeyin yüzde 50 üzerinde bir değerde olacaktır.

Buraya kadar tanımlamaya çalıştığımız senaryolarca tahmin edilen dünya enerji panoramasının 2100’de hangi zemine oturacağı SSS ile SVa arasındaki alanı işaret etmektedir.

DİĞER İKİ SENARYO
(SVb ve SVc)

Senaryoları adlandıran (erdemli) niteliği doğru ve ahlaki bir davranış içinde olan dünya toplumunu ve kararları mükemmel ve tüm insanlığın lehine yönetimleri işaret etmektedir. Erdemlilik düzeyi senaryoya göre değişmektedir.

SVa senaryosu hiper erdemli ve acil bir tahmine uygun olarak hazırlanmıştır. İnsanlık için bir yüzyıl sonrası dünya için gerçekleşmesi imkansız bir senaryodur.

SVb senaryosu makul bir erdemliliğe sahip ve biraz daha geç bir
tahmine dayanmaktadır. Kömürün sıvı yakıtlara dönüştürülmesi ile petrol ve doğalgazın pik noktasına varacağı zaman tahminleri uyumlu değildir.

SVc searyosu, 2050’den itibaren mütevazı bir erdemlilik taşımaktadır. Bu senaryo ileride kaçınılmaz olarak köklü bir değişime uğrayacaktır.

Kısaca ifade edersek, SVb ve SVc senaryolarında SVa’da belirtilen parametreler daha geç ve daha yavaş gerçekleşmektedir. Dört senaryoya ilişkin parametreleri gösteren cetvel verilmektedir.

SENARYOLARDA DİKKAT ÇEKEN HUSUSLAR

Dünya nihai enerji tüketiminin yüzde 26’sı taşımacılık sektöründe ve yüzde 40’ı başta konut ve kamu hizmetleri içeren diğer sektörlerde kullanılmıştır.

Rekabet gücü kaygısıyla hareket eden sanayiciler, uzunca yıllardan beri enerji ekonomisi alanında ciddi çabalar sergilemişlerdir. 1973’te nihai enerji tüketiminin yüzde 75’i olan sanayi sektörü tüketimi 2001’de yüzde 30 düzeyindedir.

Endüstriyel alanda beklenecek ek ekonomiler taşımacılık, konut ve üçüncü sektörlerdeki ekonomi potansiyelleriyle mukayese edilecek şekilde, son derece mütevazı bir düzeyde kalacaktır. Endüstriyel tüketimde gözle görülür bir gerileme ancak büyük bir toplumsal olayın ardından gerçekleşebilir.

Enerji vektörü, nihai enerjinin tüketilme biçimidir. Petrol bir enerjidir, benzinse elektrik gibi bir enerji vektörüdür.

Enerji vektörlerinin üretimi, fazla "enerji israfına" yol açmaktadır. 2001’de birincil enerji tüketiminin üçte biri kadar bir maliyete yol açmakta idi. Bu oran 1973’te dörtte birdi.

2001 yılında birlikte benzin üretmek için 1973’tekine kıyasla daha fazla enerji gerekmektedir.

Nükleer özel bir dikkati hak etmektedir zira her üç senaryoda da (SVa, SVb, SVc), nükleerin gelişimi önemlidir. Diğer yandan, kWh’i daha ucuza malederken, talep ettiği yatırım büyüktür. Kabaca bir yaklaşımla, 2100 civarında, nükleer yılda 10 Gtep düzeyinde olacaktır ve 100 yıl içinde, 5000 GW’lık kurulu güç inşaasını gerektirecektir. Maliyeti 3 bin dolar/kilovat (tam çevrim: Araştırma, mineral üretimi, işleme, zenginleştirme, yakıt üretimi, reaktör inşaası, kullanılmış yakıtların yeniden işlenmesi ve atık yönetimi), 15.000 milyar dolar veya 100 yıl boyunca yılda ortalama olarak dünyanın gayri safi hasılasının binde 1 ile 2’sidir.

SON SÖZ

Yakın bir zamana kadar, 21. yüzyılın ikinci yarısında nükleer füzyonun uygulamaya geçeceği öngörülüyordu. Ayrıca güvenliği en üst düzeye çıkmış ve atıklarının yok edilmesi problemi çözümlenmiş nükleer santrallar ve sürjeneratörlerin faaliyete geçecekleri ümit ediliyordu. Geleceğin elektrik sisteminde insanlığın 22. yüzyılın başlarında da uzay santrallarına sahip olacağı ve iletimin micro-ondes demetleriyle yerine getirileceği tahmin ediliyordu.

Şimdi görüyoruz ki nükleer füzyon, sürjeneratörler ve uzay santralları 22. yüzyılın bilmediğimiz bir dönemine ertelenmiştir.

Halen sera etkili gaz emisyonlarının azaltılması, dünyanın öncelikli sorunudur.

KAYNAKLAR

21. Yüzyıldan Dünya Enerjisinin Geleceğine Dair Birtakım Yansımalar, Jacques Frot, Revue de l’Energie, Haziran 2005.

Les Grandes Batailles de l’Energie, Jean-Marie Chevalier, Editions Gallimard 2004.

Enerji Politikaları ile İlgili Konferanslar Dizisi, Revue de l’Energie, Nisan 2005.

Kaynak:Elektrik Dergisi 

Bu yazı Uncategorised kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir